Sevval
New member
Hz. Nuha Kimler İnanmadı? Bakalım Kimler, Hangi Gemiye Binmemiş!
Herkese selam! Bugün sizi, tarihin en büyük "yüzme yarışlarından" birine, yani Hz. Nuh'un gemisinden kimlerin inandığına ve kimlerin inanmamasıyla ilgili komik bir yolculuğa çıkartacağım. Evet, doğru duydunuz, gemiye binmeyenler de var! Gerçekten de, dünya çapında büyük bir felakete karşı yapılan tekne turunda kimlerin "bilmiyorum, su da derin, riske girmem" dediğini, kimlerinse "yahu ben köyde tarlamı bırakamam" diyerek gemiye binmediğini sorgulayıp tartışacağız. Hazırsanız, başlıyoruz!
Erkekler ve Strateji: "Benim Gemiye Binmem, Önce Plan Yapmalıyım!"
İlk önce erkeklerin bakış açısını ele alalım. Hz. Nuh'un zamanında, pek çok adamın yaptığı gibi, erkekler o dönemde de çözüm odaklıydı. Tabii ki, çözüme giden yol bazen biraz garip olabiliyor. "Benim gemiye binmem, önce birkaç hesap yapmam lazım" diyenlerin sayısı bir hayli fazla olmuş. Örneğin, bir adamın dediğini duydum: "Evet, Nuh, sağol, ama bu geminin boyutları ne kadar? Kaç kişi alacak? Oraya 4 koyun, 3 inek, 2 kedi sığar mı? Hele şu deprem sigortası falan var mı?"
Bunun gibi sorular, gemiye binmektense birkaç yasal zırhı tamamlama yoluna gitmiş olan erkekler arasında yaygınmış. Hani, o felaketten önce "risk analizi yapalım, sonra karar veririz" gibi yaklaşımlar vardı. Yani geminin yapımında bile, "ilk önce bir harita çıkaralım, sonra mı bineriz" dedikleri kesin. "Beni görseniz, ben denizci değilim, ama Nuh'un gemisinin yapısal dayanıklılığını bir kontrol edeyim" diyen, geminin sağlığıyla ilgili endişelenecek kadar titiz erkekler de oldukça fazlaydı.
Kadınlar ve Empati: "Aman, Hepimiz Birlikte Olalım, Hepimiz Kurtulalım!"
Gel gelelim, kadınların yaklaşımına… Kadınlar, Nuh'un gemisine daha çok empatiyle yaklaşmışlar. “Herkesi alalım, kimse dışarıda kalmasın” yaklaşımını benimsemişler. Şu anda bile, kadınlar genelde topluluk odaklı, "hepimiz biriz" düşüncesiyle hareket eder. Tarihin en büyük felaketinden önce, “Nuh, hadi gel, herkes gelsin, kimseyi bırakma, birinin kaybolması kabul edilemez!” diyenler kadınlar olmalıydı. "Birbirimizi yalnız bırakmak ne demek? Hadi ama! Gemiye binelim, birlikte kurtulalım" diyen kadınlar, "ne olur, ne olmaz" düşüncesiyle gemiye herkesi aldırmış olabilirler.
Bir kadının "Nuh'cuğum, bir düşün, köyde yalnız bırakacağımız bir tek koyun var mı?" şeklindeki duygusal yaklaşımı, aslında ne kadar nazik ve insancıl bir bakış açısı taşıyor. Kadınlar, bu tür felakette de, bireysel olarak değil, toplumsal bir bütün olarak hareket etmeyi seçmişler. Hatta "Nuh, bak, bu konuda çok ciddi olman lazım. Tüm mahalleyi alacağız, kimseyi dışarıda bırakmıyoruz, tamam mı?" şeklindeki konuşmalar, gerçekten de bu insanlık tarihinin en büyük ve en uzun yolculuğu için başlı başına bir stratejiydi.
Kimler Binmedi? 7. Asırda Gemiye "Davet Etmek" Reddedilirse...
Şimdi gelelim, kimlerin gemiye binmediğine. Gemiye binmeyenlerin sayısı da az değil. Öncelikle, inanmayanlar arasında, "böyle büyük bir felakete dair bir uyarıyı neden ciddiye alalım?" diyerek kendi bildiğini okuyan çok sayıda insan vardı. Bazıları bu işi “yok, yok bir şey olmaz” gibi yaklaşımlarla geçiştirmiş. Kimi de "ah, bana ne" diyerek o dönemin liderinin uyarılarını dikkate almamış.
Özellikle de o dönemde yaşayan "dışa dönük" arkadaşlar, yalnızca dünyevi işler ve yaşamlarına odaklanıp, bir felaketin yaklaştığını duymamış gibiydi. Mesela, sabahları saat 5’te güne başlamayı alışkanlık haline getiren, hemen her sabah bir tavuk yemeyi seven ama gemiye binmeyecek kadar “yoğun” bir iş adamı vardı. O, "Yahu ben bu gemi işini falan boşver, işlerim var!" şeklinde açıklama yaparak gemiye binmeyi reddetmişti.
Tabii ki, her zaman olduğu gibi, bu işi “büyük bir risk” olarak gören ve "bütün bu felaketi düşünmek yerine ben daha çok kazanmak isterim" diyen pek çok "iş insanı" vardı. Nuh’a bile, “benim için biraz daha inandırıcı olabilir misin? Aylık ödeme planını bir görmem gerek!” demiş olabilirler.
Sonuç: Bizimki, Suyun Üstünde Yüzen Bir Dostluk Çabası!
Bütün bunlar bir kenara, Nuh'un gemisi aslında sadece hayvanları değil, aynı zamanda insanların bakış açılarını da taşıyan bir metafor gibi. Kimisi risk almadı, kimisi tam yol aldı, kimisi de "yakın arkadaşlarını kaybetmemek için" gitmek zorunda kaldı. Ancak gemiye binenlerin hepsi, bir noktada aynı amaca hizmet etti: hayatta kalmak. Sonuçta, burada önemli olan gemiye binmek değil, gemiyi birlikte sürdürmektir.
O yüzden, Nuh'un gemisinde yer bulamayanlar bile şunu unutmasınlar: Ne kadar çözüm odaklı, stratejik veya empatik olursak olalım, en büyük başarı hep birlikte ve el birliğiyle yapılacak yolculuklardan çıkar. Hadi bakalım, şimdi siz söyleyin, Nuh’un gemisinde bindiğiniz yer neresi?
Yorumlarınızı bekliyorum! Gemiye binmediyseniz, neden binmediniz? Neden o kadar korktunuz? Veya binmek için neler yaptınız? Hadi, forumdaşlar, su gibi geçsin yorumlar!
Herkese selam! Bugün sizi, tarihin en büyük "yüzme yarışlarından" birine, yani Hz. Nuh'un gemisinden kimlerin inandığına ve kimlerin inanmamasıyla ilgili komik bir yolculuğa çıkartacağım. Evet, doğru duydunuz, gemiye binmeyenler de var! Gerçekten de, dünya çapında büyük bir felakete karşı yapılan tekne turunda kimlerin "bilmiyorum, su da derin, riske girmem" dediğini, kimlerinse "yahu ben köyde tarlamı bırakamam" diyerek gemiye binmediğini sorgulayıp tartışacağız. Hazırsanız, başlıyoruz!
Erkekler ve Strateji: "Benim Gemiye Binmem, Önce Plan Yapmalıyım!"
İlk önce erkeklerin bakış açısını ele alalım. Hz. Nuh'un zamanında, pek çok adamın yaptığı gibi, erkekler o dönemde de çözüm odaklıydı. Tabii ki, çözüme giden yol bazen biraz garip olabiliyor. "Benim gemiye binmem, önce birkaç hesap yapmam lazım" diyenlerin sayısı bir hayli fazla olmuş. Örneğin, bir adamın dediğini duydum: "Evet, Nuh, sağol, ama bu geminin boyutları ne kadar? Kaç kişi alacak? Oraya 4 koyun, 3 inek, 2 kedi sığar mı? Hele şu deprem sigortası falan var mı?"
Bunun gibi sorular, gemiye binmektense birkaç yasal zırhı tamamlama yoluna gitmiş olan erkekler arasında yaygınmış. Hani, o felaketten önce "risk analizi yapalım, sonra karar veririz" gibi yaklaşımlar vardı. Yani geminin yapımında bile, "ilk önce bir harita çıkaralım, sonra mı bineriz" dedikleri kesin. "Beni görseniz, ben denizci değilim, ama Nuh'un gemisinin yapısal dayanıklılığını bir kontrol edeyim" diyen, geminin sağlığıyla ilgili endişelenecek kadar titiz erkekler de oldukça fazlaydı.
Kadınlar ve Empati: "Aman, Hepimiz Birlikte Olalım, Hepimiz Kurtulalım!"
Gel gelelim, kadınların yaklaşımına… Kadınlar, Nuh'un gemisine daha çok empatiyle yaklaşmışlar. “Herkesi alalım, kimse dışarıda kalmasın” yaklaşımını benimsemişler. Şu anda bile, kadınlar genelde topluluk odaklı, "hepimiz biriz" düşüncesiyle hareket eder. Tarihin en büyük felaketinden önce, “Nuh, hadi gel, herkes gelsin, kimseyi bırakma, birinin kaybolması kabul edilemez!” diyenler kadınlar olmalıydı. "Birbirimizi yalnız bırakmak ne demek? Hadi ama! Gemiye binelim, birlikte kurtulalım" diyen kadınlar, "ne olur, ne olmaz" düşüncesiyle gemiye herkesi aldırmış olabilirler.
Bir kadının "Nuh'cuğum, bir düşün, köyde yalnız bırakacağımız bir tek koyun var mı?" şeklindeki duygusal yaklaşımı, aslında ne kadar nazik ve insancıl bir bakış açısı taşıyor. Kadınlar, bu tür felakette de, bireysel olarak değil, toplumsal bir bütün olarak hareket etmeyi seçmişler. Hatta "Nuh, bak, bu konuda çok ciddi olman lazım. Tüm mahalleyi alacağız, kimseyi dışarıda bırakmıyoruz, tamam mı?" şeklindeki konuşmalar, gerçekten de bu insanlık tarihinin en büyük ve en uzun yolculuğu için başlı başına bir stratejiydi.
Kimler Binmedi? 7. Asırda Gemiye "Davet Etmek" Reddedilirse...
Şimdi gelelim, kimlerin gemiye binmediğine. Gemiye binmeyenlerin sayısı da az değil. Öncelikle, inanmayanlar arasında, "böyle büyük bir felakete dair bir uyarıyı neden ciddiye alalım?" diyerek kendi bildiğini okuyan çok sayıda insan vardı. Bazıları bu işi “yok, yok bir şey olmaz” gibi yaklaşımlarla geçiştirmiş. Kimi de "ah, bana ne" diyerek o dönemin liderinin uyarılarını dikkate almamış.
Özellikle de o dönemde yaşayan "dışa dönük" arkadaşlar, yalnızca dünyevi işler ve yaşamlarına odaklanıp, bir felaketin yaklaştığını duymamış gibiydi. Mesela, sabahları saat 5’te güne başlamayı alışkanlık haline getiren, hemen her sabah bir tavuk yemeyi seven ama gemiye binmeyecek kadar “yoğun” bir iş adamı vardı. O, "Yahu ben bu gemi işini falan boşver, işlerim var!" şeklinde açıklama yaparak gemiye binmeyi reddetmişti.
Tabii ki, her zaman olduğu gibi, bu işi “büyük bir risk” olarak gören ve "bütün bu felaketi düşünmek yerine ben daha çok kazanmak isterim" diyen pek çok "iş insanı" vardı. Nuh’a bile, “benim için biraz daha inandırıcı olabilir misin? Aylık ödeme planını bir görmem gerek!” demiş olabilirler.
Sonuç: Bizimki, Suyun Üstünde Yüzen Bir Dostluk Çabası!
Bütün bunlar bir kenara, Nuh'un gemisi aslında sadece hayvanları değil, aynı zamanda insanların bakış açılarını da taşıyan bir metafor gibi. Kimisi risk almadı, kimisi tam yol aldı, kimisi de "yakın arkadaşlarını kaybetmemek için" gitmek zorunda kaldı. Ancak gemiye binenlerin hepsi, bir noktada aynı amaca hizmet etti: hayatta kalmak. Sonuçta, burada önemli olan gemiye binmek değil, gemiyi birlikte sürdürmektir.
O yüzden, Nuh'un gemisinde yer bulamayanlar bile şunu unutmasınlar: Ne kadar çözüm odaklı, stratejik veya empatik olursak olalım, en büyük başarı hep birlikte ve el birliğiyle yapılacak yolculuklardan çıkar. Hadi bakalım, şimdi siz söyleyin, Nuh’un gemisinde bindiğiniz yer neresi?
Yorumlarınızı bekliyorum! Gemiye binmediyseniz, neden binmediniz? Neden o kadar korktunuz? Veya binmek için neler yaptınız? Hadi, forumdaşlar, su gibi geçsin yorumlar!