Efe
New member
Para Countable mı? Bir Kelimenin Peşinde Kaybolduğumuz Akşam
Para Countable mı? Bu Soruyu Sormama Neden Olan Akşam
Geçenlerde İngilizce çalışırken, aslında çok basit olduğunu düşündüğüm bir yerde takılıp kaldım. Masanın üzerinde kahvem, önümde İngilizce defterim vardı. Cümleyi yazmıştım:
“How much money do you have?”
Sonra elim kaleme gitti ama yazamadım.
“Peki neden how many money değil?”
Bir süre ekrana baktım. Türkçede “kaç para” diyebiliyorduk. “Üç para”, “beş para” gibi eski kullanımları da biliyorduk. Üstelik elimizde gerçekten sayabildiğimiz banknotlar ve madeni paralar vardı. O hâlde İngilizcede neden money sayılmıyordu?
Bu soruyu bir arkadaşıma, Murat’a sordum. Murat böyle durumlarda hemen kâğıt kalem çıkaran, problemi parçalara ayırmayı seven biri. “Önce kurala bakalım,” dedi. “Sonra istisnaları buluruz.”
Yanımızda Elif de vardı. O ise konuyu doğrudan kuralla kapatmak yerine başka bir soru sordu:
“Bir kelimeyi neden sayılabilir veya sayılamaz olarak görüyoruz? Belki mesele sadece dilbilgisi değildir.”
İşte o akşam basit bir İngilizce sorusu, bizi para kavramının kendisine kadar götürdü.
Ve sonunda fark ettim ki money kelimesini öğrenmek, yalnızca much ile many arasındaki farkı öğrenmek değildi.
İlk Cevap: Money Genellikle Uncountable’dır
Murat deftere büyük harflerle yazdı:
“MONEY = UNCOUNTABLE NOUN”
Yani İngilizcede money genel anlamıyla sayılamayan isimdir.
Bu yüzden:
- How much money do you have? → Ne kadar paran var?
- I don't have much money. → Çok param yok.
- She has a lot of money. → Çok parası var.
- We need some money. → Biraz paraya ihtiyacımız var.
Ama:
- How many money do you have?
- I have three moneys.
Buradaki temel mantık şu: İngilizcede money, tek tek banknotların veya madeni paraların adı olarak değil, genel bir değer ve ödeme aracı kavramı olarak ele alınır.
British Council da money kelimesini açık biçimde uncountable isimler arasında gösteriyor ve bu tür isimlerle how much kullanımını örneklendiriyor.
Cambridge Grammar da money için önemli bir ayrıntı veriyor: Sayılabilir hâle getirmek istediğimizde doğrudan moneys demek yerine a note, a coin, a sum of money, a euro, a dollar gibi ölçülebilir birimler kullanıyoruz.
Elif hemen araya girdi:
“Yani aslında parayı saymıyoruz, para birimlerini veya para parçalarını sayıyoruz.”
Murat başını salladı.
“Tam olarak.”
Bir Banknotu Sayabiliyoruz, Ama Money'yi Neden Sayamıyoruz?
Burada ilk bakışta bir çelişki ortaya çıkıyor.
Masaya üç tane 100 liralık banknot koyduğumuzu düşünelim.
Bir.
İki.
Üç.
Banknotları sayabiliyoruz.
İngilizcede:
three banknotes
diyebiliriz.
Madeni paralar için:
five coins
diyebiliriz.
Dolar için:
ten dollars
diyebiliriz.
Ama bütün bunların toplam değerinden söz ederken:
I have some money.
deriz.
Çünkü money burada tek tek nesnelerin değil, onların temsil ettiği parasal değerin genel adıdır.
Elif bunu şöyle anlattı:
“Su örneğini düşün. Bir litre suyu, iki şişe suyu veya üç bardak suyu sayabilirsin. Ama water kelimesi doğrudan sayılamaz. Aynı şekilde money de genel bir kütle veya miktar gibi davranıyor.”
Bu açıklama bende bir şeylerin yerine oturmasını sağladı.
Aslında sorun “para sayılabilir mi?” sorusundan çok, “İngilizce bu kavramı hangi bakış açısıyla sınıflandırıyor?” sorusuydu.
Hikâyenin İlginç Yeri: “Bir Para” Demek İstersek Ne Yapacağız?
O sırada Murat deftere yeni bir soru yazdı:
“Peki bir para demek istersek?”
İşte burada İngilizce öğrenenlerin sık yaptığı hata ortaya çıkıyor.
Türkçedeki “bir para” mantığını doğrudan İngilizceye taşıyıp:
a money
demek istiyoruz.
Ama genel kullanımda bu doğru değil.
Onun yerine neyi kastettiğimize göre farklı kelimeler kullanıyoruz:
a coin → bir madeni para
a banknote / a note → bir banknot
a dollar → bir dolar
a euro → bir avro
a sum of money → bir miktar para / bir meblağ
Örneğin:
I found a coin on the street.
“Yolda bir madeni para buldum.”
Ama:
I found some money on the street.
“Yolda biraz para buldum.”
İki cümlede de para var ama bakış açısı değişiyor.
İlkinde nesneyi görüyoruz.
İkincisinde ise parasal değeri genel olarak ifade ediyoruz.
Cambridge'in verdiği örnekler de tam olarak bu ayrımı destekliyor: money sayılamazken a coin, a note, a dollar, a euro, a sum of money gibi ifadeler sayılabilir hâle geliyor.
Sonra Konu Sadece Dilbilgisi Olmaktan Çıktı
Buraya kadar her şey basitti.
Fakat Elif'in bir sorusu vardı:
“Peki bu ayrımın arkasında nasıl bir düşünce var?”
İşte sohbet burada biraz değişti.
Para, insanlık tarihinde her zaman bugünkü gibi soyut bir “hesap bakiyesi” değildi. İnsanlar farklı dönemlerde takas, mal, metal, sikke, kâğıt para ve nihayetinde dijital kayıtlar üzerinden değer alışverişi yaptı.
Bir zamanlar cebimizdeki para gerçekten fiziksel bir nesneydi.
Bugün ise banka hesabımızda gördüğümüz rakamın büyük kısmı fiziksel banknotlardan oluşmuyor.
Bu değişim, money kelimesinin neden genel bir kavram gibi davranmasını daha anlaşılır kılıyor.
Bir kişinin “I have money” demesi, cebinde kaç tane banknot taşıdığını söylemez.
Banka hesabındaki bakiyeyi, nakit parasını, sahip olduğu kullanılabilir finansal kaynağı veya genel anlamda parasal varlığını ifade edebilir.
Dolayısıyla:
I have three moneys.
demek yerine:
I have three hundred dollars.
veya
I have three hundred dollars in cash.
gibi daha somut ifadeler kullanıyoruz.
Dil, burada ekonomik sistemdeki soyutluğu yansıtıyor.
Murat Sayılarla İlerledi, Elif İnsanların Hikâyesine Baktı
Sohbet ilerledikçe ikisinin yaklaşımı da farklılaştı.
Murat meseleyi çözmek için tablo çıkardı:
money → uncountable
coin → countable
banknote → countable
dollar → countable
euro → countable
sum of money → countable
Elif ise başka bir yere bakıyordu.
“Bir kelimeyi öğrenirken sadece kurala bakarsak, o kelimenin neden böyle kullanıldığını kaçırabiliriz,” dedi.
Para Countable mı? Bu Soruyu Sormama Neden Olan Akşam
Geçenlerde İngilizce çalışırken, aslında çok basit olduğunu düşündüğüm bir yerde takılıp kaldım. Masanın üzerinde kahvem, önümde İngilizce defterim vardı. Cümleyi yazmıştım:
“How much money do you have?”
Sonra elim kaleme gitti ama yazamadım.
“Peki neden how many money değil?”
Bir süre ekrana baktım. Türkçede “kaç para” diyebiliyorduk. “Üç para”, “beş para” gibi eski kullanımları da biliyorduk. Üstelik elimizde gerçekten sayabildiğimiz banknotlar ve madeni paralar vardı. O hâlde İngilizcede neden money sayılmıyordu?
Bu soruyu bir arkadaşıma, Murat’a sordum. Murat böyle durumlarda hemen kâğıt kalem çıkaran, problemi parçalara ayırmayı seven biri. “Önce kurala bakalım,” dedi. “Sonra istisnaları buluruz.”
Yanımızda Elif de vardı. O ise konuyu doğrudan kuralla kapatmak yerine başka bir soru sordu:
“Bir kelimeyi neden sayılabilir veya sayılamaz olarak görüyoruz? Belki mesele sadece dilbilgisi değildir.”
İşte o akşam basit bir İngilizce sorusu, bizi para kavramının kendisine kadar götürdü.
Ve sonunda fark ettim ki money kelimesini öğrenmek, yalnızca much ile many arasındaki farkı öğrenmek değildi.
İlk Cevap: Money Genellikle Uncountable’dır
Murat deftere büyük harflerle yazdı:
“MONEY = UNCOUNTABLE NOUN”
Yani İngilizcede money genel anlamıyla sayılamayan isimdir.
Bu yüzden:
- How much money do you have? → Ne kadar paran var?
- I don't have much money. → Çok param yok.
- She has a lot of money. → Çok parası var.
- We need some money. → Biraz paraya ihtiyacımız var.
Ama:
- How many money do you have?

- I have three moneys.

Buradaki temel mantık şu: İngilizcede money, tek tek banknotların veya madeni paraların adı olarak değil, genel bir değer ve ödeme aracı kavramı olarak ele alınır.
British Council da money kelimesini açık biçimde uncountable isimler arasında gösteriyor ve bu tür isimlerle how much kullanımını örneklendiriyor.
Cambridge Grammar da money için önemli bir ayrıntı veriyor: Sayılabilir hâle getirmek istediğimizde doğrudan moneys demek yerine a note, a coin, a sum of money, a euro, a dollar gibi ölçülebilir birimler kullanıyoruz.
Elif hemen araya girdi:
“Yani aslında parayı saymıyoruz, para birimlerini veya para parçalarını sayıyoruz.”
Murat başını salladı.
“Tam olarak.”
Bir Banknotu Sayabiliyoruz, Ama Money'yi Neden Sayamıyoruz?
Burada ilk bakışta bir çelişki ortaya çıkıyor.
Masaya üç tane 100 liralık banknot koyduğumuzu düşünelim.
Bir.
İki.
Üç.
Banknotları sayabiliyoruz.
İngilizcede:
three banknotes
diyebiliriz.
Madeni paralar için:
five coins
diyebiliriz.
Dolar için:
ten dollars
diyebiliriz.
Ama bütün bunların toplam değerinden söz ederken:
I have some money.
deriz.
Çünkü money burada tek tek nesnelerin değil, onların temsil ettiği parasal değerin genel adıdır.
Elif bunu şöyle anlattı:
“Su örneğini düşün. Bir litre suyu, iki şişe suyu veya üç bardak suyu sayabilirsin. Ama water kelimesi doğrudan sayılamaz. Aynı şekilde money de genel bir kütle veya miktar gibi davranıyor.”
Bu açıklama bende bir şeylerin yerine oturmasını sağladı.
Aslında sorun “para sayılabilir mi?” sorusundan çok, “İngilizce bu kavramı hangi bakış açısıyla sınıflandırıyor?” sorusuydu.
Hikâyenin İlginç Yeri: “Bir Para” Demek İstersek Ne Yapacağız?
O sırada Murat deftere yeni bir soru yazdı:
“Peki bir para demek istersek?”
İşte burada İngilizce öğrenenlerin sık yaptığı hata ortaya çıkıyor.
Türkçedeki “bir para” mantığını doğrudan İngilizceye taşıyıp:
a money
demek istiyoruz.
Ama genel kullanımda bu doğru değil.
Onun yerine neyi kastettiğimize göre farklı kelimeler kullanıyoruz:
a coin → bir madeni para
a banknote / a note → bir banknot
a dollar → bir dolar
a euro → bir avro
a sum of money → bir miktar para / bir meblağ
Örneğin:
I found a coin on the street.
“Yolda bir madeni para buldum.”
Ama:
I found some money on the street.
“Yolda biraz para buldum.”
İki cümlede de para var ama bakış açısı değişiyor.
İlkinde nesneyi görüyoruz.
İkincisinde ise parasal değeri genel olarak ifade ediyoruz.
Cambridge'in verdiği örnekler de tam olarak bu ayrımı destekliyor: money sayılamazken a coin, a note, a dollar, a euro, a sum of money gibi ifadeler sayılabilir hâle geliyor.
Sonra Konu Sadece Dilbilgisi Olmaktan Çıktı
Buraya kadar her şey basitti.
Fakat Elif'in bir sorusu vardı:
“Peki bu ayrımın arkasında nasıl bir düşünce var?”
İşte sohbet burada biraz değişti.
Para, insanlık tarihinde her zaman bugünkü gibi soyut bir “hesap bakiyesi” değildi. İnsanlar farklı dönemlerde takas, mal, metal, sikke, kâğıt para ve nihayetinde dijital kayıtlar üzerinden değer alışverişi yaptı.
Bir zamanlar cebimizdeki para gerçekten fiziksel bir nesneydi.
Bugün ise banka hesabımızda gördüğümüz rakamın büyük kısmı fiziksel banknotlardan oluşmuyor.
Bu değişim, money kelimesinin neden genel bir kavram gibi davranmasını daha anlaşılır kılıyor.
Bir kişinin “I have money” demesi, cebinde kaç tane banknot taşıdığını söylemez.
Banka hesabındaki bakiyeyi, nakit parasını, sahip olduğu kullanılabilir finansal kaynağı veya genel anlamda parasal varlığını ifade edebilir.
Dolayısıyla:
I have three moneys.
demek yerine:
I have three hundred dollars.
veya
I have three hundred dollars in cash.
gibi daha somut ifadeler kullanıyoruz.
Dil, burada ekonomik sistemdeki soyutluğu yansıtıyor.
Murat Sayılarla İlerledi, Elif İnsanların Hikâyesine Baktı
Sohbet ilerledikçe ikisinin yaklaşımı da farklılaştı.
Murat meseleyi çözmek için tablo çıkardı:
money → uncountable
coin → countable
banknote → countable
dollar → countable
euro → countable
sum of money → countable
Elif ise başka bir yere bakıyordu.
“Bir kelimeyi öğrenirken sadece kurala bakarsak, o kelimenin neden böyle kullanıldığını kaçırabiliriz,” dedi.